Kendine Geç Kalmak…


Odanın içinde yankılanan yüksek sesli müzikle gözlerini açtı Ozan. Telefonu masanın üzerinden alıp alarmı kapatana kadar kolunu yatak başlığına bacağını sandalyeye çarpmıştı bile. Sızlanarak yatağına geri oturdu.  Oflayarak düşündü ve yüzü asıldı ne ara sabah olmuştu?

Her sabah aynı saatlerde uyanırdı. Gözlerini açar açmaz alarmını susturur, yorgun bir bedenle yataktan kalkardı. Aynaya baktığında genellikle suratında bezgin, bitkin bir ifade olurdu. Kahvaltı etmeye hiç vakti kalmazdı. Çantasını kaptığı gibi işe gitmek için aceleyle evden çıkardı. Sokağın köşesindeki durakta otobüs beklerdi. Otobüs her gün yaklaşık on dakika gecikirdi. Kalabalık olurdu ve Ozan işe hep geç kalırdı. Her sabah otobüsün gecikmesine sinirlenirdi. Otobüsün geç gelmesini suçlar, şoföre öfkeyle söylenirdi.

Bu gün de aynı şeyler tekrar ediyordu işte.

“Bu ne ya? Her sabah aynı çile. Şoför bey, biraz erken gelmeyi deneseniz olmaz mı? Sizi şikâyet edeceğim artık, vallahi bıktım hayret bir şey ya!”

Sesini yükselir, yüzü asılır, kendisi huzursuz olduğu gibi insanları da huzursuz ederdi. Ofise ulaştığında ise tüm stresi ve gerginliği devam ederdi. İş arkadaşları onun bu hâline artık alışmıştı. Kimse bir şey söylemek istemez, sessizce uzaklaşmayı tercih ederdi.

Bahanesi hazırdı, arabası olmadığı için geç kaldığını düşünür sürekli şikâyet ederdi bu durumdan.

“Bir araba alamadık ki kurtulalım şu çileden! Şans mı var bizde zaten?”

Günün sonu da hep aynı olurdu doğal olarak. Yorgunluk, mutsuzluk ve iç kemiren bir huzursuzluk. Hayatında bir şeyler ters gidiyordu ama ne olduğunu o da tam olarak çözemiyordu.

O sabah, otobüs yine gecikti. Ozan yine söylenmeye başlamıştı.

“Of yine mi ya! Yine geç kalacağım. Bu rezalet nereye kadar sürecek acaba? Artık dayanamıyorum!”

O sırada durakta bekleyen yaşlı bir adam onun söylediklerine kulak misafiri olmuştu. Yüzünde hafif bir tebessümle Ozan’a döndü ve şöyle dedi;

“Eğer her gün aynı yolu yürüyorsan, aynı otobüsü bekliyor, aynı sinirle işe gidiyorsan… Hayat sana neden farklı bir gün versin ki oğlum? Şikâyet edeceğine hayatında bir şeyleri değiştirmeyi denesen, daha güzel olmaz mı?”

Ozan şaşırdı! Ama içinde bir şeyler de kımıldamıştı. Adam gelen otobüse bindi ve gitti. Söyledikleri  Ozan’ın zihnine kazınmıştı ve gün boyunca kulaklarında yankılanıp durdu.

“Aynı şeyleri yaparken, neden farklı bir gün bekliyorsun ki?”

O gün iş yerinde dikkati bayağı dağınıktı. Kahvesini içerken düşünmeye başladı. Gerçekten de her gün aynı döngünün içindeydi ve sürekli farklı bir sonuç bekliyordu hayatından. Bir şeyleri artık değiştirmenin vakti gelmişti belli ki.

Ertesi sabah, alarmını daha erken bir saate kurdu. Gözlerini açtığında canı istemese de yataktan kalktı. Soğuk suyla temas edince kendine gelmişti. Kararını verdi bugün otobüs durağına gitmeyecekti…

Çantasını aldı ve başka bir yöne yürümeye başladı. Bu defa işe metroyla gitmeye karar vermişti. Yol biraz daha uzundu ama daha rahattı. Üstelik kalabalık da değildi.

Kulaklığını taktı, sevdiği müzik parçalarını dinleyerek yola koyuldu. Yürürken çevresine izlemek ona iyi gelmişti. Sabahın serinliğini iliklerine kadar hissetti. Ofise zamanında ulaşmak ise ayrı bir keyif vermişti Ozan’a. Kahvesini telaşla değil, keyifle içti. Yüzüne yerleşen tebessümü fark ettiğinde ne olduğunu da anladı; değişim, aslında kendisiyle başlamıştı. Kendisi değişince, günü de değişiyordu insanın.

Değişim, dönüşüme hükmediyordu. İnsan kendi davranışlarını değiştirmeden hayatı değişmiyordu.

O gün, bir dönüm noktasıydı Ozan için. Küçük küçük alışkanlıklarını o günden itibaren değiştirmeye başladı. Sabahları artık daha erken kalkıyor, farklı yollar deniyordu. Sabah rutiniyle gününe huzur katıyordu. Sabahları daha erken uyanmaya başladığında, zamanın nasıl da bereketlendiğini fark etmişti. Eskiden onu sinirlendiren şeyler artık  o kadar da rahatsız etmiyordu. Daha mutlu ve daha pozitif bakabiliyordu hayata. Küçücük bir değişimin bile hayatını bu kadar güzelleştirmesine kendisi de inanamıyordu.

Artık biliyordu ki; Hayattaki yeni başlangıçlar farkındalık ile başlar. Bu fark ediş, her şeyin başlangıcı olabilir.

Hepimizin hayatında bazı sabahlar vardır. Alarm çalar, gözlerimizi açarız. Ama aslında uyanmayız. Aynaya bakarız, ama kendimizi göremeyiz. Sadece zamanla yarışır, bir yerlere yetişmeye çalışırız. Güne geç kalırız, işe geç kalırız…

En önemlisi ise kendimize geç kalıyor olmamızdır…

Aslında hayat insandan büyük adımlar atmasını istemez. Sadece aynı hatalı adımı atmaktan vazgeçmemizi bekler.

Çünkü hayatta bazen küçücük bir değişiklik insanı bambaşka bir yere taşıyabilir.


Nasıl tepki veriyorsun?

Kafam Karıştı Kafam Karıştı
0
Kafam Karıştı
Başarısız Başarısız
1
Başarısız
Beğendim Beğendim
5
Beğendim
Geyik Geyik
1
Geyik
Nefretlik Nefretlik
0
Nefretlik
Hahaha Hahaha
0
Hahaha
Kalbimi bırahtım Kalbimi bırahtım
3
Kalbimi bırahtım
Şaşkınım Şaşkınım
0
Şaşkınım
Kıymetli Kıymetli
0
Kıymetli

Bir Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. ne güzel anlatmışsınız, insan her şeyin düzelmesi için büyük bir şey bekliyor, akşamdan sabaha her şey düzelsin istiyor içten içe; ama değişim özellikle dönüşüm, zamanla olan, az az bir şeyleri değiştirerek olacak şeyler.

Format Seçin
Hikaye
Formatlanmış Metin, Görüntüler ve Görsellerle